EBÜ’L FAZL CAMİ-Tophane

DEFTERDAR CAMİ

İtalyan Yokuşu olarak tanınan “Defterdar Yokuşu” üzerinde yer alır. Kanuni Sultan Süleyman dönemi defterdarlarından İdris-i Bitlisi’nin oğlu Ebü’l Fazl Mehmet Efendi tarafından  1554 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.Ebü’l Fazl Mehmet Efendi, 1554’de Mimar Sinan’a Tophane’deki  konağının civarında bir cami, bir mektep ve kendisi için bir türbe inşa ettirmiştir. 1916 yılındaki Cihangir yangını sonrası caminin sadece dört duvarı ve minarisi ayakta kalabilmiş, haziresindeki mezar taşları da Cami’nin haziresine nakledilmiştir.  1936’da toprak üstünde hiçbir izi kalmayacak şekilde vakıflarca yok edilen yapının, 1970’li yıllarda arazisi çay bahçesi olarak kullanılmıştır. 1991’de Beyoğlu Müftülüğü ve Türkiye Diyanet Vakfı kanalıyla eski mimari üslubuna uygun olarak yeniden inşa edilen cami, 1993 yılında ibadete açılmıştır.

Ebü’l-Fazl  Cami, Mimar Sinan’ın çatılı camileri arasında kendine özgü tasarımı ile farklı bir yere sahiptir. 890 m arsaya sahip, enine dikdörtgen planlı yapı, 300 m2 alan üzerine kurulmuştur. Etrafı alçak duvarlarla çevrili avlusunun ortasında, 1893’de Zeynep Mualla Hatun tarafından yaptırılmış olan  şadırvanı bulunur. Duvarlarında küfeki taşı ve tuğlanın bir arada kullanıldığı cami,tek kubbeli ve tek minarelidir. Harimin kuzeybatı köşesinde yükselen minarenin, kare tabanlı kaidesinde duvarların almaşık örgüsü devam ettirilmiş, gövdede ise kesme taş kullanılmıştır.

Minare kaidesinin oluşturduğu çıkıntı, harimin kuzeybatı köşesinde yer alan ve mihrap eksenine göre diğer çıkıntının simetriği olan, aynı boyutlardaki bir merdiven kulesi ile dengelenmiştir. Mimar Sinan’ın ilk kez Fatih Bali Paşa Cami’inde uygulamış olduğu bu çözümde, merdiven kulesi, fevkani mahfile çıkan merdiveni barındırmaktadır.

Minare kaidesi ile merdiven kulesinin dış hizalarına kadar uzanan son cemaat yeri, ahşap direklidir. Minberi, mihrabı ve kürsüsü mermerdendir. Harimin kuzey duvarının ekseninde yer alan basık kemerli giriş, sivri kemerli sığ bir nişin içine alınmış ve bu kemerin aynasına, caminin inşaa tarihini veren sülüs hatlı kitabe yerleştirilmiştir.

Yapı iki sıra pencereyle aydınlatılmıştır. Alt pencerelerin dikdörtgen açıklıkları kesme taş sövelerle çerçevelenmiş, demir parmaklıklarla donatılmış ve sivri hafifletme kemerleriyle taçlandırılmıştır. Sivri kemerli tepe pencereleri ise alçı revzenlerle kapatılmıştır.

Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment

SOKULLU MEHMET PAŞA CAMİ-Hatay

PAYAS… SARI SELİM CAMİ

İskenderun’un yanı başındaki Payas beldesinde Osmanlı dönemine ait yapılardan Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi günümüze çok iyi bir durumda ulaşmış ve restore edilmiştir. Sokollu Mehmet Paşa 1574’te Mimar Sinan’a cami, medrese, sıbyan mektebi, arasta, han, tabhane, imaret, hamam ve çeşmeden oluşan bir külliye yaptırmıştır. Klasik Osmanlı Mimarisinin tüm özelliklerini yansıtan külliyenin camisi Evliya Çelebi’de “Cami-i Kebir” olarak geçmektedir. Caminin ibadet mekanını örten büyük kubbe iki küçük kubbe ile desteklenmektedir. Bu plan düzeninden ötürü de yan mekanlı camiler grubu içerisinde yer alacak özelliktedir. Ana giriş kapısı oldukça yüksek ve sivri kemerlidir ve mukarnaslarla süslenmiştir. Mermer mihrap XIX.yüzyılda buraya eklenmiştir. Ampir üslubundadır.Bölgenin hac yolu üzerinde olması nedeniyle , külliye ; zamanının önemli konaklama noktalarından birisidir.

Yapı topluluğunun bedesteni, kervansaray ile cami arasına yerleştirilmiştir. Buradaki beş dizelik yazıtından 1574-1575 yıllarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yapı topluluğunun merkezini oluşturan bedesten  dikdörtgen planlıdır. Üzeri de 12 çapraz tonozla örtülmüştür.Yapı topluluğunun hemen hemen tümünü kaplayan kervansaray, doğusundaki alanı bütünüyle kaplamıştır. Osmanlı kervansarayları arasında büyüklüğü ile dikkati çeken bir yapı olup, kare planlı bir avlunun etrafındadır. Kuzey ve güneyi sekizer, doğusu da on üç payeyi taşıyan çapraz tonozlu revaklarla çevrilmiştir. Bu revakların arkasında da konaklama hücreleri yer almaktadır. Odaların dışa açılan pencereleri olmadığından aydınlanma avludan yapılmaktadır.

Yapının güneyindeki dar ve uzun bir koridor aracılığıyla iç bahçeye geçilir. Burada doğu ve batı yönlerinde tonoz örtülü bir takım mekanlarla karşılaşılır. Aynı zamanda burada günümüze gelememekle birlikte, büyük bir mutfağın olduğu sanılmaktadır. XVI.yüzyıla tarihlendirilen bu eserin üst örtüsü çapraz tonoz ve kubbelerle tamamlanmıştır.

Caminin kuzeyinde, Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan hamam, caminin kuzeyinde, bedesten ile kervansaray arasında yapılmıştır. XVI. yüzyılın, klasik Osmanlı mimarisi üslubundadır. Çifte hamam plan düzeninde olan yapının kadınlar bölümü yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Soyunma yeri kare planlı olup, sekiz köşeli bir kasnak üzerine kubbe oturtulmuştur. Sıcaklık kısmı ise haç planlı ve dört eyvanlıdır. Bunun köşeleri kesme taştan, kubbeli dört eyvan yerleştirilmiştir.

 

Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment

SOKULLU MEHMET PAŞA CAMİ-Lüleburgaz

KÜLLİYE

Kırklareli Lüleburgaz ilçesinde bulunan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Sultan II.Selim zamanında bu külliyenin yapılmasında en büyük etken Lüleburgaz’ın hem ticari bir merkez, hem de Rumeli seferlerine çıkan ordunun konaklama yeri olmasıdır. Klasik Osmanlı külliyelerinin en büyüğü olan bu menzil külliyesi büyük bir alana yayılmıştır.  Külliye; cami, medrese, çarşı, imaret, kervansaray, hamam, sıbyan mektebi,  ve türbeden meydana gelmiştir.Caminin külliye ile birlikte yapımına 1568 tarihinden önce başlandığı sanılmaktadır. Bugün ise, tüm bu yapılardan sadece cami, medrese, arasta ve hamam ayaktadır. Mimar Sinan burada yeni bir plan düzeni uygulamış, külliyeyi oluşturan yapılar bir bütün halinde düşünülmüş ve yanlara geniş kemerler halinde açılmıştır. Bunlar merkezi bir kubbenin etrafında toplanmıştır. Külliyenin cephe girişi de bu kubbenin altındadır. Külliyenin büyük bir kısmı iyi bir durumdadır. Caminin minaresi klasik dönem görüntüsünü korumakla birlikte 1910-12 yıllarındaki Bulgar işgali sırasında zarar görmüş ve 1935 yılında yeniden  yapılmıştır.

Kervansaray, medrese, cami ve kütüphane aynı plan doğrultusu üzerinde bulunmaktadır. Kervansaray ile medrese arasında çarşı yer almaktadır. Cami ve kervansarayın kapıları dört kemerin taşıdığı büyük bir kubbe ile örtülüdür. Cami ile medrese arasındaki geniş bir avlu, üç tarafında revaklar ve bu revakların gerisinde de medrese odaları sıralanmıştır.

CAMİ

Sokulu Mehmet Paşa Külliyesi’nin camisinin tek kubbeli Osmanlı camileri arasında özel bir yeri vardır. Caminin minaresi kesme taş kaide üzerinde yuvarlak olup, tek şerefelidir. Burada tek kubbeli cami plan sınırlarının genişletilmesi ortaya çıkmıştır. Caminin doğu ve batı yönünde ana mekan birer kemerle genişletilmiş ve buralara iki taraftan merdivenlerle çıkılan mahfeler yerleştirilmiştir. Ayrıca dışarıdaki dört kenarda yer alan köşe kuleleri de yapıya daha ağır ve görkemli bir görünüş kazandırmıştır. Külliyenin ana noktasını oluşturan camiye, külliyenin ana girişinden başka avlunun iki yanından da girilmektedir. Camide koyu yeşil mermer üzerine yazılan tarihsiz bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe Dua Kubbesi’nden revaklı avluya açılan kapı üzerindedir. Son cemaat yeri iki bölümlü olup, iklim nedeniyle de üç tarafı kapatılmıştır. İç kısımdaki son cemaat yeri sekiz stalaktit başlıklı, dokuz sivri kemer üzerine oturan sekiz kubbe ve bir tonozdan meydana gelmiştir. Caminin ikinci son cemaat yeri de sekiz baklava başlıklı olup, bunlar sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmışlardır. Bu bölümün üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür.

İbadet mekanını örten kubbe bir taraftan mihrap duvarına, diğer taraftan da sütunların taşıdığı geniş kemerler üzerine oturmuştur. İbadet mekanını aydınlatan pencereler iki sıra halindedir. Alt sıradaki pencereler dikdörtgen şeklinde, düz silmeli, bronz şebekelidir. Üst pencereler ise, sivri kemerlidir.Caminin Klasik devir özelliklerini yansıtan mihrabı mermerden yapılmıştır. Beşgen nişli oldukça yüksek olan mihrap yedi sıra mukarnaslıdır ve ortasında istiridye biçiminde bezemeler, yanlarında da yarım silindirik köşe sütunları bulunmaktadır. XVI.yüzyıl Klasik devir özelliklerini yansıtan bezemesi son derece sadedir. Minber geometrik şebekeli ve mermerden olup, bütün yüzeyleri naturalist çiçekler, Rumiler ve hafif kabartma süslemelerle işlenmiştir. Kuzey duvarındaki kadınlar mahfeli önünde yer alan müezzin mahfeli Bursa kemerlerinin taşıdığı mukarnas frizli, geometrik geçmeli kabartma korkulukları ile dikkati çekmektedir. Caminin iç kısmı kahverengi üzerine açık renkte rumi ve çiçeklerle bezenmiş kalem işleri ile süslenmiştir. İçerisindeki yazılar, kervansarayın kitabelerini de yazmış olan Hattat Hasan Çelebi ile Abbas Mursi’ye aittir.

MEDRESE

Külliyenin avlu revakları arkasında medrese hücreleri ile dershanesi yer almaktadır. Caminin önündeki avlunun üç tarafı kubbeli revaklar ve bunların arkasında kubbeli taş medrese odaları ile çevrilmiştir. Bu odalar kare planlıdır. İçlerinde ocaklar ve yan duvarlarında da ikişer hücre bulunmaktadır. Dershane ise, yaklaşık bu odaların dördünü birden kapsayacak büyüklüktedir. Dershane batı tarafındaki girişin arkasında medrese hücrelerinin de sonunda bulunmaktadır.Bu yapı topluluğunda cami ve medrese odaları aynı avlu etrafında birleştirilmiş ve böylece bir bütünlük sağlanmıştır. Ancak son cemaat yeri ile medrese odaları birleştirilmemiş ve ayrı bırakılmıştır. Bu özellik Mimar Sinan’ın diğer yapısı olan İstanbul Kadırga Sokulu Külliyesi’nde de görülmektedir.

KERVANSARAY

Yapı topluluğunun kuzeyindeki kervansaray cami avlusu ile ortadaki dört sivri kemere oturan Dua Kubbesi’nin bulunduğu yolun iki tarafında yer almaktadır. Doğusunda hamama kadar uzanan ahşap çatılı, yuvarlak kemerli dükkanlar sıralanmıştır.Külliyenin merkezi kubbeli anıtsal girişinden kervansaraya geçilmektedir. Kervansarayın girişinde bulunan 1569 tarihli kitabe Karahisari’nin öğrencilerinden Hasan Çelebi tarafından yazılmıştır. Bu kitabede “Bu kervansaraya gelen oldu hep revan” yazılıdır. Ayrıca kitabenin ikinci satırında da “Vezir-i Azam-ı Sultan Selim Han” yazılı olup, Sokullu’nun bu külliyeyi yaptırdığı yazılmıştır. Bu kitabenin Şair Hidai tarafından yazıldığı da söylenmektedir.

Kervansarayın kapısı , iki ocaklı mutfağı, temel ve dış dükkan kemerleri iyi bir durumdadır. Eski resimlerinden anlaşıldığına göre kervansaray meyilli ahşap çatılı, beş avlu etrafında 150 odalı olduğu ve iki de ahırı bulunduğu anlaşılmaktadır. Kervansarayın harem, ahırlar, deve ahırları ayrı ayrı avlular etrafında toplanmıştır. Evliya Çelebi buradan “150 odalı büyük bir handır” dedikten sonra büyük bir inzam ve emniyet bulunduğunu, akşamları davul çalınarak kapıların kapandığını, bundan sonra kimsenin dışarı çıkmasına izin verilmediğini, yalnızca gelenlerin içeri alındığını belirtmektedir.

ÇARŞI

Külliyenin kuzeyinde bulunan çarşı kervansaray ile cami arasında yapılmıştır. İlk yapımında 159 dükkan olmasına rağmen, bunların büyük bir kısmı yıkılmış, günümüze yalnızca 10-15 dükkan gelebilmiştir. Kesme taştan yapılan bu dükkanlar doğu-batı yönünde yolun iki tarafına sıralanmıştır. Bu çarşının ortasında, kervansaray ile camiye girişi sağlayan merkezi kubbe bulunmaktadır. Söylentiye göre, sabahları çarşı esnafı bu kubbe altında toplanarak dua ederlermiş. Bundan ötürü de bu kubbeye Dua Kubbesi ismi verilmiştir. Tavanları düz ahşap çatı ile örtülü olan bu dükkanlar dışarıya yuvarlak kemerlerle açılmış ve önlerine de oldukça geniş bir saçak yapılmıştır.

HAMAM

Sokulu Mehmet Paşa Külliyesi’nin hamamı Klasik Türk hamamları plan tipinde, çifte bir hamamdır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri kadın ve erkekler için ayrı plan düzeninde yapılmıştır. Her bölümün üzeri kubbelerle kaplı olan bu hamamın etrafı dükkanlarla çevrilmiştir.

SIBYAN MEKTEBİ

Günümüzde kütüphane olarak kullanılan Sıbyan Mektebi tek kubbeli ve kare planlıdır. Üzeri sekizgen bir kasnağın taşıdığı kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan mektebine güney cephesindeki oldukça yayvan kemerli alçak bir kapıdan girilmektedir. Bugün içerisinde bulunan kalem işleri orijinal olmayıp, daha geç devirde yapılmıştır.

 

Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment

SOKULLU MEHMET PAŞA CAMİ -B.Çekmece

Büyükçekmece

KÖPRÜBAŞI CAMİ

Sokullu Mehmet Paşa Cami Büyükçekmece Dizdariye Mahallesi Enver Paşa Caddesi üzerindedir. Bulunduğu alan nedeniyle, Köprübaşı Cami olarak da bilinmektedir. Mimar Sinan’ın eserlerinden biridir. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi, yakınındaki Büyükçekmece Kervansarayı ve köprü ile minyatür bir menzil külliyesi oluşturmaktadır.

Mimar Sinan’ın ayakta kalabilmiş eserlerden biri olan çeşmenin,  yanı başında bulunan  Sokullu Mehmet Paşa Cami tarihi köprü ve kervansarayla birlikte yaptırılmıştır.Cami’nin en büyük özelliği, dünyada sadece bir eşinin bulunduğu minaresidir.Minare yekpare taştan oyularak yapılmış olup, bu tip minare sadece Mısır’da bulunmaktadır.

Günümüze Cami’nin sadece minaresi kalmıştır. Ahşap olan cemaat yeri sonradan yapılarak ilave edilmiştir.İlk bakışta aradaki farkı görmek mümkündür.

 

 

Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment

SOKULLU MEHMET PAŞA CAMİ-Havsa

Havsa

KURT KASIM BEY ANISINA

Havsa‘da Sokullu Mehmet Paşa tarafından 1572 yılında Hersek Sancak Bey’i iken ölen en sevdiği oğlu Kurt Kasım Bey için Mimar Sinan’a yaptırıldı.Osmanlı döneminde İstanbul’u Edirne’ye bağlayan yolun üzerindeki vezir külliyelerinden biridir.Cami,imaret,arasta,kervansaray ve hamam olarak inşa edildi.

1577 yılında yapılan cami kare planlı olup, 1752 depreminde ve işgaller sırasında büyük hasarlar görmüştür. Kare planlı tek kubbeli caminin iki minaresi olduğu fakat bu minarelerden birinin ve son cemaat bölümünün Bulgar işgali sırasında tamamen yıkıldığı bilinmektedir. Caminin kuzeyinde yer alan bahçesinde haziresine ait mezar taşları bugün bile izlenebilmektedir. Öte yandan güneydoğu yönünde bahçe sınırları içerisinde işgal yıllarını, bu yıllardaki mezalimi unutmamak için yapılmış “İntikam Anıtı” isimli bir anıt yer almaktadır. Havsa‘nın bu anıtsal değerdeki cami Trakya Bölge Valisi Kazım Dirik Paşa tarafından 1939 yılında onarılarak halkın hizmetine yeniden açılmıştır. Cami’nin külliyesinin çok geniş bir alana yayıldığını, atlı ve develi büyük sayılarda kafileleri barındıracak iki kervansaray, bir imaret, medrese ve 300 kubbeli dükkan  hakkında yazılı kaynaklardan haberdar olabiliyoruz. Buna karşılık caminin girişinde bulunan dua kubbesi diye bilinen ve caminin külliyeye açılan bölümlerini bağlayan yapı ile çifte hamam denilen yapı günümüze ulaşarak külliyenin yayıldığı alan hakkında ipuçları vermektedir.

Havsa

 

Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment

KILIÇ ALİ PAŞA CAMİ-Tophane

Kılıç Ali

KAPTAN-I DERYA 

Kılıç Ali Paşa tarafından, Mimar Sinan’a, 1580 yılında, Tophane Meydanı’nda inşa ettirilen Kılıç Ali Paşa Külliyesi; cami, türbe, sebil, medrese ve hamamdan meydana gelmektedir.

Külliye’nin ana öğesi olan cami, bir avlu çerçevesinin ortasında bulunur. Avlu çerçevesi 1956 yılında gerçekleştirilen yol çalışmalarında özgün biçimini yitirmiş ve avlu duvarı geri çekilmiştir.  Caminin son cemaat yeri beş kubbe ile örtülü olup; ayrıca, üç yönden son cemaat yerini saran kurşun kaplamalı sundurma ile bu kısmın tavan örtüsü meydana getirilmiştir. Dikdörtgen plana sahip cami ana mekanının 12.70 m çapındaki kubbe örtüsü, pencereli bir kasnağa oturtulmuş ve kubbe ağırlığı pandantifler aracılığı ile dört payeye bindirilmiştir. Ayasofya mimari estetiğinin gelişmiş bir örneği olduğu düşünülen cami, 16 yüzyılın işçiliği olan İznik çinileri ile bezenmiştir.

Kubbenin iki yanındaki yarım kubbeler, diğer iki yanındaki kemerler ve destek duvarlarıyla cami Ayasofya’nın küçük boyutta bir kopyasıdır. Mihrap tarafındaki çiniler İznik’in parlak döneminin ürünüdür. Ayasofya’nın model alınmasının ardındaki sebep bilinmemektedir.

Cami, 24’ü kubbe kasnağında olmak üzere toplam 147 pencere ile aydınlatılmaktadır. Ayrıca,  1948 yılında Deniz Müzesi’ne kaldırılan 16 yy. ait tarihi deniz feneri de caminin aydınlatılmasında kullanılmıştır. Tek şerefeli cami minaresi ise 19 yy.da gerçekleştirilen onarımda yenilenmiş ve minarede barok süslemeler kullanılmıştır.

Cami kapısında bulunan müsenna celi sülüs yazı hattat Demircikulu Yusuf Efendi (1020/1611) tarafından yazılmıştır. Caminin bütün diğer yazıları da aynı hattatındır. Kapı üzerinde bulunan müsenna yazının, celi sülüs yazının tarihinde önemli yeri bulunmaktadır. Bu yazı istifi ile önemli bir eserdir.

Kılıç Ali Paşa Cami’nin denize bakan cephesinde bulunan ve sekizgen plan üzerine kesme taştan inşa edilen külliye türbesi, Kılıç Ali Paşa’ya aittir. Deniz tarafında bulunan bir diğer yapı; 18 hücreden meydana gelen, kare planlı külliye medresesidir. Külliye hamam ise caminin sağ tarafındaki kubbeli yapıdır. Avlu duvarının üzerindeki sebillerinde külliyeye dahil olduğu düşünülmektedir.

2011 yılında ciddi anlamda resterasyon geçiren Cami, türbe ve hamamı ile İstanbul’un çok değerli hazinelerinden biri olan Mimar Sinan’ın yapıları yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Tophane Tramvay durağında bulunan Kılıç Ali Paşa Cami ve külliyesinin minyatürü de bulunmaktadır. Külleyinin bir kısmı resterasyona dahil edilmemiş olup bakımsız durumdadır.

BU MABED KIYAMETE KADAR KALACAKTIR

Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa, bir gün zamanın padişahı III. Murad Han’ın huzuruna çıkarak, kendi adına bir cami yaptırmak için müsaadelerini istedi. Fakat şair ruhlu ve aynı zamanda nüktedan olan padişah:

“Sen ki deryaların serdarısın. Muktedir isen camini derya üzre inşa et! Sana karada bir karış yer yoktur” diye ferman buyurdu.

Kılıç Ali Paşa bu fermanı gayet soğukkanlı karşıladı ve:

“Hünkarımız doğru derler. Bizim evimiz de, mekanımız da deryalardır. O halde mabedimizin de derya üzre inşası münasibdir” deyip müsaade isteyerek huzurdan çıktı. Fakat deniz üzerine cami nasıl yapılacaktı? Hemen o devrin en büyük mimarı Koca Sinan’ın yanına vardı ve durumu ona anlatarak, bu eseri de kendisinin inşa etmesini istedi ve bunun için de, Tophane açıklarında bu inşaatın yapılabileceğini söyledi.

Mimar Sinan’ın, inşaat yerini görüp beğenmesiyle hemen harekete geçildi. Kılıç Ali Paşa, kadırgalarla Anadolu sahillerinden iri kayaları taşıtarak Tophane açıklarında denizi doldurtmaya başladı. Böylece birkaç gün içinde burada küçük bir ada meydana geldi. Burada sahile kadar da ahşap bir köprü inşa edildi. Sonra da Mimar Sinan  inşaata başladı. Eserini tamamlayınca o yüce mimar:

“Deryalar kudursa ve azgın dalgalar kubbenin tepesinden aşsa, yine bu mabed kıyamete kadar kalacaktır” dedi. 

Sonraki asırlarda, sahil ile caminin bulunduğu ada arası doldurularak cami denizden içeride kalmıştır.

 

Kılıç Ali


Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , | Leave a comment

SOKULLU MEHMET PAŞA CAMİ-Azapkapı

Sokollu

AZAPKAPI CAMİ

İstanbul’da Azapkapı semtinde, Atatürk Köprüsü’nün hemen yanında, Sokollu Mehmed Paşa’nın yaptırdığı fevkani (yükseltilmiş) cami. Mimar Sinan tarafından yapılmış, 1577-1578′de tamamlanmıştır. Azapkapı Cami olarak ta bilinir.Alt katında mahzenler ve dükkânlar vardır. Ama zamanla zemin yükseldiği için dükkânlar bugün kısmen toprak altında kalmıştır.

Üst kattaki ibadet mekanı, sekizgen tabana oturan yaklaşık 12 metre çapındaki bir kubbenin örttüğü bir orta şahın ile bunu üç yandan (batı, kuzey ve doğu) saran yan ve arka satımlardan oluşur. Mihrap, kıble duvarından dışarıya taşan enine dikdörtgen planlı bir çıkıntının içine yerleştirilmiştir. Kubbeyi taşıyan sekiz ayağın altı tanesi açıktadır; öndeki iki tanesi ise mihrap çıkıntısının iç köşelerinde, beden duvarının içindedir. Caminin örtü sisteminin en önemli yanı, sekizgen tabana oturan merkezî kubbenin sekiz yandan birer yarım kubbeyle çevrelenmiş, böylece strüktürel düzeninin iyice vurgulanmış olmasıdır. Bu yarım kubbelerin dördü tromp olarak köşelerde, biri mihrap çıkıntısının üzerindedir.

Öbür üç yarım kubbe de, her biri dörder birime ayrılmış yan ve arka satımların orta bölümlerini örter. Yan satımların uçlarına ise, kareye yakın dikdörtgen planlı cami kütlesinin dört köşesini örten dört küçük kubbe getirilmiştir. Kuzey cephesini boydan boya kaplayan son cemaat yeri tek eğimli bir çatıyla örtülüdür. Buraya zemin katından iki uçtaki birer merdivenle çıkılır. Minare dışarıda, son cemaat yerinin solunda, ayrı bir kütle olarak yapılmış, yapıya kemerli bir köprüyle bağlanmıştır. 1807 yangınında yanan bu minare yüzyılın ikinci yarısında Barok üslupta yeniden yapılmış, 1958′de de yıkılarak Klasik Dönem üslubuna uygun bugünkü biçimine getirilmiştir. Cami 1894 depreminde büyük hasar görmüş, uzun süre kapalı kaldıktan sonra Atatürk Köprüsü yapılırken onarılmıştır.(1941)

Sokollu Mehmed Paşa Cami, Haliç kıyısında sağlam olmayan bir zemin üstünde kurulduğuna ve günümüze kadar önemli bir hareket göstermediğine göre büyük bir ihtimalle zemine çakılmış kazıklar üzerinde inşa edilmiş olmalıdır. Cami, kayıkların ve insanların yoğun biçimde toplandıkları bir yerde bulunduğundan alt katına tonozlu mahzenler yapılarak yükseltilmiştir, iki merdivenle çıkılan son cemaat yeri bir sıra pencere ile aydınlanan, üstü tek meyilli çatı ile örtülü, dikdörtgen biçimli kapalı bir mekân halindedir. Son cemaat yerinin esas cephesinin Mimar Sinan tasarımında ne biçimde olduğu bugün anlaşılmamaktadır. Bu bölümün aslında galeri biçiminde sütunlu ve açık olduğu da düşünülebilir.

Caminin harim bölümü hemen hemen kare şeklindedir. Mihrap kıble tarafında dışarı taşkın bir çıkıntının içinde bulunmaktadır. Mimar Sinan bu camide Edirne’deki Selimiye Cami’ndeki sistemi daha küçük ölçülerde uygulamış, orta kubbeyi sekiz payenin taşıdığı kemerler üzerine oturtmuştur. Kubbe baskısı dört tromp ve dört yarım kubbe ile karşılanır. Kubbeyi çevreleyen sekizgen ile dış beden duvarları arasında küçük ana bölümler yer almıştır.

Cami 30 yıldan daha uzun bir süre harabe halinde kaldığından süslemesinin büyük kısmını kaybetmiştir. Kapıların mermer söveleri, geçmeli renkli taşlar kullanılarak ahenkli bir biçimde yapılmıştır. Kapı ve pencere kanatları da güzel ahşap eserlerdir. Minber ajurlu olarak minelerden işlenmiştir ve gerek kapısı, gerek yan kanatları ve külahı ile cinsinin en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır. Çevre mekanlarının içindeki mahfiller ile mermer mihrap da aynı itinalı ve ahenkli işçiliğe sahiptir. Caminin orijinal çinilerinin çoğu çalındığından 1941 tamirinde yeni Kütahya Çinileri konulmuş ve kalem isi nakışlar da yeniden yapılmıştır. Kubbe yazısı son devir hattatlarından Halim Efendi’nin eseridir. 1936′da bir kısmı hala duran renkli alçı pencerelerin yerlerine 1941 onarımında yeni pencereler konulmuştur.

Sokollu Mehmed Paşa Cami’nin bir özelliği de minaresinin yerleştirilişidir. Minare kürsüsüne son cemaat yerinin kuzey tarafında yükselen bir mekandan, sivri kemerli ve yüksek bir köprüye oturan kapalı bir geçitle ulaşılır.

Evliya Çelebinin de minareyi böyle görmüş olmasından dolayı sonradan yapılmış olması mümkün olmayan böyle bir mimari çözüme neden gerek duyulduğu anlaşılamamaktadır. Köprünün altındaki kısımda görülen kum saati ile yapının nispet ve biçimi bunun klasik döneme ait olduğunu göstermektedir. Minare 1826′an sonra yenilenmiş ve pabuç kısmından itibaren gövdesi ve şerefesi 19. yy. zevkine göre, çok ince olarak ve şerefe çıkması da boğumlu biçimde inşa edilmiştir. 1955′te bu gövde yıktırılarak yine aynı incelikte fakat şerefe altı mukarnaslı olarak yeniden yapılmıştır. Böylece şerefe caminin mimarisine uydurulmuşsa da gövde, Sinan devrine göre ince kalmıştır.

Sokollu Mehmed Paşa Cami’nin minaresi altında eski bir çeşme de vardır. Caminin tanı arkasında bulunan ve belki de evkafına ait olan iki dükkan dizisi, 1985`te Haliç kıyı düzenlemeleri sırasında tamamen yıktırılmıştır.

Sokollu


Daha Büyük Görüntüle

 


Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment

SOKULLU MEHMET PAŞA CAMİ-Kadırga

Sokollu

KADIRGA LİMANINDA

İstanbul Fatih ilçesi Kadırga semti Şehit Mehmet Paşa yokuşunda bulunan Sokullu Mehmet Paşa Cami Mimar Sinan tarafından 1570 – 1571 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşaya ithafen sırp asıllı eşinin isteğiyle inşa edilmiştir. Sokullu Mehmet Paşa 3 padişaha Sadrazamlık yapmıştır. Kabe’den getirtilmiş olan Hacerülesvet isimli taşın bu camide de 3 parçası bulunmaktadır. Hacerülesvet taşı Mimar Sinan tarafından sadece bir kaç camide kullanılmıştır. Cami Sokullu Mehmet Paşa külliyesinin bir parçasıdır. Büyük bir avlusu bulunan caminin bahçesinde mermer bir şadırvan yer almaktadır. Avlu etrafında medresenin odacıkları yer almaktadır. Sokullu Mehmet Paşa Cami Mimar Sinan’ın Sadrazamlar için yaptığı en büyük ve gösterişli camilerden biridir. Camide bulunan İznik çinileri ve kalem işleri Osmanlı el işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Sokollu

 

Dik yokuşlardan oluşan sokakların arasında kurulan külliye, bu güçlükten plan olarak da yararlanmış, üç sokaktan ve üç farklı kottan girilen külliyenin avlusuna merdivenlerle ulaşılarak pek sık rastlanmayan bir zenginlik yaratılmıştır.  Üç dış kapıdan mermer taşlı avluya girilir.Avluda mermer bir şadırvan yer alır. Çevresinde medresenin bölümleri bulunur. Camide, İznik çinileri ve orijinal kalem işleri de bulunmaktadır.Mihrap çevresinde insan boyundan büyük iki mum ve mihrap üzerinde hat sanatlı çini süsleme boydan boya kaplıdır.Caminin ses ve aydınlatma sistemi her Sinan camindeki gibi mükemmeldir. Giriş sahını sağ ve soldan ikinci kata çıkar.Caminin kuzeyinde şerefe kısmından üstü yıkılmış eski bir tuğla minare vardır. Sultanahmet tarafındaki avlu kapısından ve bu kapının karşı tarafındaki kapı ile kıbleye bakan merdivenli kapıdan girildiğinde üç kapıdan da medrese revakından geçerek avluya girilir. İlk iki kapı girişinde mezarlıklar vardır.

 

Sokollu

 


Daha Büyük Görüntüle

Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment

VAKFİYE

BESMELE

O, bana kafidir.

Vakfın aslına ve şartlarına uygun olarak Konstantiniye (İstanbul )’da aziz Rabbine muhtaç, hakim Muhammed bin Feramız tarafından lüzumuna binaen hüküm etmiştir:

Hamd,  Salat selamdan sonra ….

İşbu Sahih şer’i hüccet ve açık mer’i bir vesikadır .

Söze başlayarak zekir ederek.

Hoyrat ve hasenat sahibi Umena ve güvenilirlerin (mutemedlerin) iftiharı kral ve sultanların umdesi dinin sinanı (zirvesi) atik mimar Yusuf bin Abdullah sağlığı esnasında ve şer’i kabiliyeti halinde söze başlayıp ve bütün şer’i itiraflarını ileri sürerek kendisinin yapmış olduğu ve mimarisi’nin tanzim ettirdiği fetih diyarı olan İstanbul’da,

Kıztaşında anacaddenin pazarlı mevkiinde bulunan CAMİYİ Allah rızası için vakıf etmiş ve müslüman­ların maslahatına tahsis etmeye ikrar ve itiraf etmiş caminin lehine olan hakları ve mülkünde bu­lunan ve zilliyet ve tasarrufundaki mülk ve malları,camiye bitişik dükkan ve birbirine bitişik dükkanlar ( Yeni Çarşı ) pazaristanla tanınmış mezkur Darulfetih olan Konstantiniye kayin, hudutları baş yere bitişik,  yol ile meskur vakıfcın vakfı ve bakkal Hamze’nin mülkü ile, mezkur olan Şehir ve yerdeki birbirine bitişik doğu tarafından Ana caddeye; Batı ve kuzey  tarafından Hocalar iftihar kaynağı olan Mevlana Müderris Hüsameddin Hüseyin efendi kıble tarafından boş yere birbirine bitişik hücre (oda )’ yı bütün hak-hukuk, müştemi­latı,  yolları ile beraber ( Vakfa aittir).

Mezkur olan vakıf, vakfın gelirinden mezkur cami İmamına her gün iki dirhem,  darphaneli ( meskuk ) dirhemlerden;  müezzine ise, her gün birbuçuk dirhem;  kayuma ise her ay 15 dirhem tahsis edilir verilecektir.

Sonra vakıfcı (vakıf) – adı geçen – kendisine ait mal ve mülkünün ve işte eviyle bitişik meşhur olan ” Balaca ev ” ve aynı mahallede bulunan kilise ve kilise ile bitişik 2 oda ve kilise kapısında büyük avlu ile bulunan başka 2 oda ve içinde su kuyusu ve servi ağacı bulunan ve vakfın hududu içinde kıble ve batı tarafında meskur vakıfçının mülkü­ne mücavir bulunan,   kuzeyde kerve; doğudan ana yolla sınırlı bütün hudut, hukuk ve müctemilatiyle, yoluyla evlatlarına, evladın evlatlarına, asırdan asıra, nesilden nesile, onlar öldükten sonra ve nesilleri tükendiği takdirde azadlarına, onlardan sonrada meskur olan caminin yararına tahsis edileceğine kendisi bizzat işleri üstleneceği mütevelli olacağı – hayatta kaldığı müddetçe – ölümden sonra evlatlarına sonra azadlarının en iyilerine, sonra zamanın idarecisine ( amiri ) mütevellinin tevellisi ( işletmesi) için her gün bir dirhem tahsis ettiğini şer’i sahih vakıf olarak, vakıf etmiş ve ikrar eylemiştir.

Sonra Vakıfçı lehine olan mal ve mülk rols dükkanları ( Kontantiniyenin için de ) ve Hacıçakırbey mahallesindeki bezlestan yakınında ve kendisine bitişik olan bakkal Hamza’nın mülküne mücavir ve eski duvar ve anayolla sınırlı olan kendisine ait mülk ve dükkanları vakıf eylemiş ve ikrar etmiştir.

Aynı zamanda vakıf sahibi vakfın kirasından, ücretinden: her gün meskur olan camiide  sabah nazmazından sonra kendisi için bir ay okuyan mescit imamına, günde bir ücret verilmesini tayin etmiştir .

Çocuklara görülmelik yapan mahallelerde her gün iki dirhem tahsis etmiş, sonraki mütevelli için vakıf sahibi mütevelliliği için iki dirhem kendisine her gün, Kur’an-ı Kerîm den bir cüz okuması mukabilinde hergün bir dirhem meşkur muallime ar­tırmıştır.

Yeni meskur vakıf sahibi bahsi geçen kendisine ait İstanbul da meskur Baba Sofi mahallesinde bulunan Zaviye ile tensiye ( isimlendirilen ) bütün evini ve ( Sultan-ı Azamtarafından hibe edilen arazi üzerinde bulunan ) vakıf etmiş ve ikrar eylemiştir.
Meskur olan yerin uzunluğu 87 arşın;  genişliği 30 arşın, meskur arazinin üzerindeki diğer binalarla.

Hudutları camiye ve anayola bitişik ( üç tarafıyla ve bütün hak hukuku ve müctemilatı ve yolları ile Aşıkpaşanın evladından Şeyh Şemseddin Ahmed bin Yahyaya  ve en salih evladı ve evladın evladına, göbekten göbeğe asırdan asıra; onlar  inkiraz olun­ca merhum Şeyh Abdullatifin   en salih  halifeleri­ne onlarda bulunmadığı takdirde diğer şeyhlerin en salih halifelerine içinde oturcak şartıyla  vakıf eylemiş ve ikrar etmiştir. Aynı zamanda vakıf sahibi vakfın gelirinden hergün meskuk ( Osmanlı damgalı )  osmanlı dirhem maişetine harcaması ve meskur olan zaviyedeki komşular için tayin ve tahsis etmiştir.

Yine meskur vakıf sahibi lehine ve kendisine ait olan mülkü aşağıda sıralanmış olan oniki dükkan, ( İstanbulda Yeniçarşının yakınında Bezlistan ile tanınmış Hacı Muhammed İbrahim mülküyle, ve Hacı Muhammed Aşıklar mülkü ile,  yine iki taraftan ana yolla mücavir olan,  oniki odadan müteşekkül olan tümü ve birbirine bitişik, dikilitaş mahallesindeki ,  Musevi Masasiye yine Üskübiye Yahudi Yusufun mülkleriyle mücavir anayol ve Vakıf sahibinin mülküyle sınırlı olan mülk ve binaları Vakıf ve ik­rar eylemiştir.

Ali bin İsmail bin Elhaccar ve İlyas Ahmet Sar ve Hızır bin Halil bir tutanakla meskur Vakıf sahibi Sinanüddin dava ve şehadeti şer’an muteber olan şahitlerin ifadesinden sonra, müctehid imamların cevazıyla ve Kavli emriyle halefeti ebedi olan Sultan Muhammed Han mührüne haiz yeni güzel onbin, gümüş dirhem adı geçen şahitlerin tutanağıyla ve yazılı takdirleriyle, meskur vakıf sahibi Sinanüddin tarafından meskur caminin yararına tahsis edilmiş sahih şer’i şehadetle vakıf ve ikrar eylemiştir.

Meskur olan şekilde, tarza ve vakaya şehadet getirince yukarıdaki imzası bulunan, itibarı yüksek ve mes’ud olan zat ( Hakim ) bu vakfı yenin şer’i sahih hükmüne muvafık olduğunu tasdik etmiş ve onaylamıştır. Ve vakfiye senedini imzalayarak meşru kılmıştır.

Rebiül evel’in ilk günleri

Share
Posted in Anıları | Tagged , , , , | Leave a comment

THE NEWYORK TIMES “TÜRKİYE’NİN İLK YILDIZ MİMARI”

Newyork

Amerikan THE NEWYORK TIMES gazetesinde 08.06.2012 tarihinde Andrew Ferren imzasıyla yayınlanan makalenin tercümesidir.

Ufak teknemiz boğazda iki tane büyük tankerden kaçarken, “Şemsi Paşa Camisine sadece denizden gidilebilir” diyordu rehberimiz. İstanbul’un 3000’e yakın kubbeleri ve minareleri, etrafımızdaki bütün sahil şeridinde,  bize başka hiçbirine benzemeyen bu şehrin görüntüsünü çiziyordu.

Hemen sonra, kaptanımız balıkçıların denize atılan  oltalarından kaçmak için manevralar yapmaya başladı. Dakikalar sonra, martıların çığırışları arasında, Asya yakasında, Üsküdar’da teknemizden indik ve şehrin en küçük camilerinden, Sultanahmet cami gibi büyük mabetlerden birinin minik versiyonu gibi olan, 16yy. eseri Şemsi Paşa’nın önünde durduk. Basit taş duvarları ve silik buzlu camlarıyla caminin abartısız iç mekanı, nazikçe küçültülmüş, yeryüzündeki cennetin bir yansıması gibiydi.

Türkiye’ye bir mimari hac yolculuğu yapmam gerekiyordu. Son birkaç ziyaretimde ülkenin modern sanat ve dizayn ile dolduruulmuş sahnelerini incelemek peşinde idiysem de, 16.yy’ın Sinan isimli mimarının işleri hakkında daha fazla bilgi almayı arzuluyordum. O sadece bir mimar veya mühendis değildi. Sinan, (yaklaşık 1490-1588) gücünün zirvesinde olan Osmanlı imparatorluğunun baş mimarı ve inşaat mühendisiydi; işverenleri Muhteşem Sultan Süleyman Han ve varisleri, dünyadaki en güçlü insanlardı.

40 yaşında başlayan ve 50 yıla dağılmış kariyerinde, Sinan, Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da 300 e yakın yapı inşa etmiştir. Batıdan gelen misafirlerin çoğu Sinan’ı hiç duymamış olduklarından, rehberler genellikle onu çağdaşı Michelangelo ile karşılaştırırlar. Fakat kapsamı, büyüklüğü ve sadece sayısal olarak eserleri ele alındığında bu Sinan’a bir hakaret sayılabilir. Michelangelo Floransa ve Roma’ya birkaç görkemli ekleme yapmış olmasına ragmen, Sinan Belgrad’dan Mekke’ye günümüzde hala kullanılan yüzlerce anıtsal eserin sahibidir. Diyebiliriz ki, Sinan dünyanın ilk “Yıldız Mimarı” idi.

Bu hac ziyaretimin kutsal kasesi ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun eski başkenti, günümüzde Türkiye’nin Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarında, 4 zarif ince minaresiyle şehrin merkezini taçlandıran Selimiye Cami’nin bulunduğu Edirne’de idi. Sinan Selimiye Cami’ni ustalık eseri olarak kabul etmiş ve 2011 yılında UNESCO’da ona katılarak, bütün cami kompleksini, yani Türkçe olarak Külliye’sini, okulları, imarethaneleri, hastaneleri, hamamları ve kapalı çarşısı ile beraber Dünya Mirası listesine aldığını duyurmuştur.

70’ten fazla İslam mimarisi kitabı yazarı olan Doğan Kuban, Sinan “zamanının Euclid’iydi” diyor. “Roma’nın St. Peter’inde gözünüz kubbenin kendisine çevrilir” dedi yakın zamanındaki bir söyleşisinde. “Fakat Sinan’ın basit ve soyutça boyanmış kubbeleri sanki büyülü bir şekilde uçar gibilerdir. Yapı yerine, boşluklara dalarsınız”

Edirne’de bakacağımı daha iyi anlayabilmek için, ısmarlama turlar düzenleyen İstanbul’daki Sea Song Tours’a bana üç günlük bir hızlandırılmış Sinan kursu ayarlamalarını istedim. İstanbul’da bir düzineden fazla eserini gördükten sonra, camilerin kare tabanlarından dikey olarak yuvarlak tavanlara geçerken kompleks geometrik kompozisyonları ile denemelerinin nasıl sütunlar, kemerler, kubbeler ve yarı-kubbelere dönüştüğünü – aynı zamanda geçiş unsurları ve tonoz adı verilen şeyleri – nasıl yaptığını daha iyi anlayabilirdim.

Adı uygun bir şekilde Sinan Yalçın olan rehberim, her binanın çarpıcı özelliklerini 20-30 dakikalık ziyaretlere sığdırırken, İstanbul’da bir o yana bir bu yana,  bir Asya’ya bir Avrupa’ya araba ve vapurla seyahat ettik.  Hızlı hareket ettik, yerel lokantalarda ucuz ve hızlı yemek yedik, Mart ortasında geniş taş yapılarda ayakkabısız dururken neredeyse donduk fakat şimdiye kadarki gezilerim içinde belki de en lüksü buydu: mimari mucizelere adanmış 72 saat.

İlk durağımız, Sinan’ın ilk eserlerinden olan, Edirnekapı’daki Şehzade Cami idi. 1548’de tamamlandığında mimar hala öğrenecekleri olduğunu fark etti. Sinan, Caminin dış yan duvarlarındaki payandaları akıllıca düzenleyerek kubbenin ağırlığını taşıyacak sütun sıralarını oluşturmuş. Simetri yaratmak için, kapıları bu sütun sıralarının merkezine yerleştirmiş. Fakat kapıların bu şekilde yerleştirilmiş olması, ibadet için gelen insanların arkadan değil ortadan giriş- çıkış yapması sonucunu doğurmuş. “İbadet ve tefekkür için ayrılmış bir mekân ayakaltı olmuştu” diye açıkladı rehber Sinan. “Bu asla tekrarlamayacağı bir hataydı.”

Yakınlarda Sinan’ın İstanbul’daki en önemli camisi bulunuyor. Süleyman tarafından kendi türbesi olarak yaptırılan ve 1558’de tamamlanan Süleymaniye, Haliç’e bakan en belirgin tepesine oturtulmuş ve hala şehirdeki en görünür yapılardan biri. Sinan dört minarenin yüksekliklerini, caminin şehrin üzerinde süzüldüğü izlenimini yaratacak şekilde düzenlemiş. Üç yıllık bir restorasyonun sonunda yeniden açılan muazzam yapı adeta parlıyor. Yine de bu derece anıtsallaştırılmış olması bende soğukluk yarattı.

Donmuş ayaklarımıza kan gitsin diye sonraki durağımıza yürüyerek gittik. Rüstem Paşa Cami, kaldırımlarında satıcıları ve sokaklarında akan çoğu kadın alışverişe çıkmış insanlarla hareketli baharat pazarında kurulmuş. Sinan, durgunluktan alabildiğine uzak bu bölgenin sorunlarını tüm yapıyı sokak seviyesinin üzerine taşıyarak çözmüş. İki mütevazı merdivenle ulaşılan dingin avlu sokağın gürültüsünün üzerinde süzülüyor fakat esas hazine içerde beklemekte. 16. Yüzyıl İznik çinileri cemaate kobalt, turkuaz ve akik rengi laleler ve zümrüt yeşili yapraklardan bir bahçe sunuyor.

Ertesi gün Edirnekapı’da, Süleyman’ın kızı Mihrimah tarafından yaptırılan Mihrimah Sultan II Cami’nde erken başladı. Gri bir Mart sabahı namazdan hemen sonra içeri girmek, bir ışık kutusuna girmek gibiydi. Düz camdan ve vitray pencereleriyle süslenmiş caminin duvarları 16. Yüzyıl taş işçiliğinin mucizevi bir örneği. Söylenene göre; Sinan, Mihrimah’a aşıkmış fakat Mihrimah Süleyman’ın vezir-i azam’ı Rüstem Paşa ile evli olduğundan Sinan kendini Mihrimah adına yaptığı eserleri onun adını – güneş ve ay – yansıtacak şekilde aydınlık olmasını sağlamaya adamış. Yaz gün dönümünde, güneşin batışını ve ayın doğuşunu göğüz zıt taraflarında izlemek için ideal bir yer.

Rehber Sinan, Mimar Sinan’ın yaşadığı dönemdeki yaşantı hakkında ilgi çekici bilgilerle dolu. Mesela, Osmanlı’daki ataerkil toplum yapısına rağmen, Mihrimah gibi kız evlatlar sultanın oğullarına göre daha müreffeh ve uzun yaşarlarmış. Yeni sultanın tahta çıkışıyla beraber kardeşleri güç mücadelesini önlemek amacıyla katledilirmiş.

Ayasofya ve Sultanahmet Camisinin arasında kalan, sultanın ailesinin erkeklerinin içinde yattığı, beyaz bezlerden yapılan ve mezar taşlarını süsleyen sarıklarıyla, II.Selim türbesine hayran olurken, ikinci olarak bunu anladık. Hemen yan taraftaysa, yeni restore edilmiş Sultan Süleyman’ın çok sevdiği karısı slav kökenli Roxelana tarafından yaptırılmış Hürrem Hamamları yeniden kullanıma açılmıştı.

Köfte ve yerel öğlen yemeği tezgahından alınan barbunyadan oluşan harika ve abartısız öğlen yemeğinden sonra, İznik çinileriyle de ünlü olan Sokullu Paşa Camisi’ne 10 dakika yürüdük. Camiye yaklaşırken, abdest çeşmesinin üzerindeki geniş çatının ve caminin sonsuza dek devam ediyor gibi gözüken kubbe ve kemerlerinin görüntüsü, dramatik ve sürekli genişleyen bir manzara sunuyordu. Öğleden sonra orada bulunan tek ziyaretçiler bizdik.

Buradan tekneyle Şemsi Paşa’ya geçtik ve yine Üsküdar’daki Mihrimah Sultan I Camisi’nin (1549) yakınlarına yürüdük. Sinan’ın buradaki bir değişikliği çift sundurmaydı – cemaatin ayakkabılarını çıkardığı ve geç kalanların namaza durabildiği yeri kapsayan çıkıntı. Burada çarpıcı bir şekilde abdest çeşmesini de kapsamak için genişletilen tasarım, Orta Doğu’nun kırsal camilerinde benimsenmiştir.

Son gün, İstanbul’dan Edirne’ye üç saatlik bir araba yolculuğuyla başladı. Sinan’ın Selimiye Camisi’nin kubbe ve minareleri şehrin kilometrelerce dışından görüş alanımıza girdi. Yaklaştıkça, cami düzenli bir şekilde toparlanmış, bal rengi kumtaşı veya mat gri kurşunla kaplı şekiller -küreler, koniler ve silindirler -karmaşası gibi görünüyordu. Ama, bütün camilerde bulunan girişteki yeşil perdeyi geçince, dışarıdaki aşılmaz gözüken duvarların sanatsal kompleksliği; taş kolonlu ve engin, uyumlu boşluğu kucaklayan kemerli bir mimariye dönüşüyordu.

Büyüleyici boyutuna rağmen — Selimiye’nin kubbesi İstanbul’daki Aya Sofya’nınkini birkaç santimle geçer —minberin veya kürsünün girift oymasından, belki de lale tarlasını bu caminin yapımına tahsis eden arazi sahibine bir gönderme olarak bir kolona oyulmuş ters duran gizli bir lale kabartmasına kadar, hiçbir detay Sinan’ın dikkatinden kaçacak kadar küçük değildi.

Tarih ve mimarinin dışında, Edirne bugün Türkler için Ciğer Şehri olarak bilinir –bütün restoranlar bu malzemeyi  şeritler halinde kesilmiş olarak, ekmekle kızartılmış olarak veya az daha farklı olarak servis ediyor. Birkaç dükkan sahibine danıştıktan sonra, rehberimiz Sinan beğendiği bir yer buldu ve biz de samimi bir öğlen yemeği için yerel halkın yanına sıkıştık.

Karnımız gibi fotoğraf makinamın hafıza kartı da dolu olarak,   yayılmış Rüstem Paşa Kervansarayı’nda gezindik, buranın arabaya doğru yolumuzun üstündeki bir kısmı şu anda otelmiş. İstanbul’un bir saat uzağında Sinan tarafından 1567’de yapılmış olan, hala zamana ve endüstriyel ufuk siluetine karşı ayakta duran Sultan Süleyman Köprüsü’nü seyretmek için durduk. Sonra karanlık çökerken, beş yüzyıl sonra hala Sinan’a ait olan şehre sessizce geri dönüp karıştık.


Share
Posted in Eserleri | Tagged , , , , | Leave a comment